İş ilişkisi sona erdikten sonra talep edilebilecek alacaklar bakımından en kritik başlıklardan biri süredir. Hak sahibi olmak tek başına yeterli değildir; talebin öngörülen süre içinde ileri sürülmemesi, esasa girilmeden sonuç doğurabilir. Aşağıda, işçilik alacaklarında zamanaşımının genel çerçevesine ve dava öncesi aranan arabuluculuk şartına değiniyoruz.
2017 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, iş güvencesine bağlı tazminat ve kullandırılmayan yıllık izin ücreti gibi kalemler bakımından zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu değişiklikten önce doğmuş alacaklar bakımından ise daha uzun bir süre uygulanabildiğinden, hangi rejime tabi olunduğunun belirlenmesinde iş sözleşmesinin sona erdiği tarih ölçüt alınır.
Ücret niteliğindeki dönemsel alacaklar farklı bir mantıkla işler. Fazla çalışma ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücretleri gibi kalemlerde her aylık dönem kendi başına bir alacak sayılır ve süre her biri için ayrı işler. Bunun pratik sonucu şudur: talep geç ileri sürüldüğünde, hakkın tamamı değil yalnızca geriye doğru belirli bir döneme düşen kısmı korunur, daha eski dönemler bakımından ise talep sonuçsuz kalabilir.
Zamanaşımının hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmadığı da önemli bir ayrıntıdır. Bu husus, karşı tarafça usulüne uygun biçimde ve süresi içinde ileri sürülmediği sürece hükme esas alınmaz. Bu nedenle zamanaşımı, yalnızca talepte bulunan tarafı değil, savunma yapan tarafı da yakından ilgilendiren bir başlıktır.
Süreçle ilgili bir diğer başlık, işe iade talebine ilişkin süredir. Bu talep, zamanaşımından farklı olarak hak düşürücü bir süreye tabidir; süre kaçırıldığında talep hakkı kendiliğinden ortadan kalkar ve karşı tarafın bunu ileri sürmesine gerek kalmaz. Fesih bildiriminin işçiye ulaştığı an bu bakımdan belirleyicidir.
İşçi ile işveren arasındaki alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması bir dava şartı olarak öngörülmüştür. Bu adım atlanarak açılan dava usulden reddedilir. Buna karşılık iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından böyle bir zorunluluk bulunmaz. Arabuluculuk başvurusunun zamanaşımı üzerindeki etkisi de ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Fesih tarihi, feshin gerekçesi, alacağın türü ve tarafların yazışmaları sonucu doğrudan etkilediğinden, kendi dosyanıza ilişkin bir değerlendirme için belgelerin bütünlük içinde incelenmesi gerekir.