Bir şirketin kuruluşu, yalnızca ticaret sicilinde bir tescil işlemi değildir; ortaklar arasındaki ilişkinin çerçevesini baştan doğru kurmak, ileride doğabilecek pek çok uyuşmazlığı önler. Ana sözleşme veya esas sözleşme, sadece kanunun zorunlu kıldığı asgari unsurları içermekle sınırlı kalmamalı; kâr dağıtımı, pay devri kısıtlamaları, imtiyazlı paylar ve yönetim yetkisi gibi konularda ortakların gerçek iradesini yansıtmalıdır.
Anonim ve limited şirketlerde genel kurul ile yönetim organının yetki ve sorumlulukları kanunla belirlenmiştir; ancak uygulamada toplantı ve karar nisaplarına, çağrı usulüne uyulmaması sıkça karşılaşılan bir sorundur. Usule aykırı alınan kararlar, sonradan iptal davalarına konu olabilir; bu da şirketin işleyişinde belirsizlik yaratır.
Pay devri işlemleri de dikkat gerektiren bir alandır. Limited şirketlerde pay devrinin şirkete karşı hüküm ifade etmesi için genel kurul onayı ve ticaret sicili tescili gibi ek şartlar aranabilirken, anonim şirketlerde payın niteliğine (nama/hamiline yazılı) göre farklı usuller uygulanır. Bu usullere uyulmadan yapılan devirler, ileride tarafların pay sahipliğini ispat etmesini zorlaştırabilir.
Birleşme ve devralma işlemlerinde ise durum tespiti (due diligence) süreci belirleyici bir rol oynar; hedef şirketin mali, hukuki ve operasyonel durumunun önceden incelenmesi, işlem sonrası ortaya çıkabilecek risklerin görülmesini sağlar. Ortaklar arasında anlaşmazlık çıkması hâlinde ise, önceden hazırlanmış bir ortaklar sözleşmesi (pay sahipleri sözleşmesi) uyuşmazlığın çözümünü büyük ölçüde kolaylaştırır.
Şirketler hukuku, kuruluştan tasfiyeye kadar süren bir süreçtir ve her aşamada doğru belgelendirme büyük önem taşır. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; şirketinizin somut yapısına göre bir değerlendirme yapılması için hukuki danışmanlık alınması önerilir.