İcra takibi, alacaklının elindeki bir alacağı devlet gücü aracılığıyla tahsil etmesini sağlayan hukuki bir yoldur. Ancak takibe konu borcun gerçekte bulunmadığını veya farklı bir tutarda olduğunu düşünen borçlu için de kanun, itiraz hakkı tanımıştır.

İlamsız icra takibinde borçluya bir ödeme emri gönderilir ve borçlunun bu ödeme emrine itiraz etmesi için kanunda öngörülen kısa bir süre bulunur. Bu süre içinde itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşir ve alacaklı, borçlunun mal varlığına yönelik haciz gibi cebri icra işlemlerine başvurabilir. Bu nedenle ödeme emrinin tebliğ tarihinin ve itiraz süresinin doğru takip edilmesi kritik önem taşır.

Borçlunun süresi içinde yaptığı itiraz, takibi kendiliğinden durdurur. Bu noktada alacaklının yoluna devam edebilmesi için itirazın iptali davası açması veya itirazın kaldırılması yoluna başvurması gerekir. İtirazın iptali davası, genel mahkemelerde görülen ve borcun varlığının yargılama yoluyla ispatlanmasını gerektiren bir süreçtir.

İhtiyati haciz, alacaklının henüz kesinleşmemiş bir alacağı için borçlunun mal varlığının kaçırılmasını önlemek amacıyla başvurduğu bir tedbir niteliğindedir; mahkemeden ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için alacağın ve tehlikenin belirli ölçüde inandırıcı biçimde ortaya konması gerekir.

Borçlu olmadığını düşünen ancak icra takibine maruz kalan kişiler için menfi tespit davası; borcunu ödemek zorunda kaldıktan sonra bu ödemenin haksız olduğunu düşünenler için ise istirdat davası, başvurulabilecek diğer hukuki yollar arasında yer alır.

İcra hukukunda süreler kısa ve sonuçları ağır olabildiğinden, ödeme emri veya haciz bildirimi tebliğ alan kişilerin vakit kaybetmeden durumlarını değerlendirmesi önemlidir. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut duruma özgü değerlendirme için hukuki danışmanlık alınması önerilir.